top of page

MASK : BEHIND THE PERSONA

MASKE : PERSONA’NIN ARDINDA

   Maskeler kişiyi korur ve diğerleri ile olan etkileşimine olanak sağlar, yardımcı olur, kolaylaştırır. Özne; kim olduğunu ve dünyada nerede, hangi kavramlarla ve ilişkilerle var olduğunu gösteren bir kimlik kurarak var olur. Bu kimlik, hem varoluşsal hem temsilidir. İnsanlar maskeleri gözlemleyip neyi temsil ettiklerini anlayarak kendilerine uygun birer maske seçerler. Aynada ve surette fark edilmez, ancak oradadır; çoğunlukla tekil değil çoğuldur da, maskeyi sıyırınca ardından başka maskeler ve başka kimlikler belirir. Gerçek kimlik böylelikle arkada, kemikleşmiş ve koruyan nice yüzeyin ardında var kalır. Bir süre sonra, ‘gerçek’ maske olur. Yüzeyler kimliğe sirayet eder, onu da şekillendirir.

 

   Çalışma, maskeleri yani katmanları yüzde belirgin kılar. Beyaz ve transparan bir malzemeden oluşur, insanın çıplak bedeni üzerinde var olur ki bu çıplak beden de maskelidir. Tüm bu mizansen, bedeni ve yüzü platonik bir dünyaya çekmeye çalışır. Yüz belirsizdir, kapalıdır, sadece ana biçimleri bellidir.  Katmanların transparanlığı ve üst üste binmesinden bir doku oluşur; bu doku, alta ulaşmaya dair bir arzu oluşturur.

   Proje iki bölümden oluşmaktadır. İlk kısımda maskeyi ve kullanımını fotoğraf serisi biçiminde görürken ikinci kısımda ise video olarak göreceğiz.

   Maske temasını vurgulamak, daha da güçlendirmek ve izleyicide tekinsizlik üzerinden yer edinen bir tedirginlik oluşturmak amacıyla çocuk model karşımıza çıkar. Önce mekansal öğelerden bağımsız, beyaz arka planda, yüzünü belli etmeyen bir biçimde yer alır. Çocuk modelin bedeni de cinsiyet rollerinin getirdiklerinden azade, maskesiz bir bedendir. İzleyiciyi hem özdeşleşip hem de mesafeli durduğu bir düzleme çeker. Modeli ikinci gördüğümüz yerde mekan devreye girer, mekanda tutunabildiğimiz öğeler ile bağlar kurarken  ölçek üzerinden yabancılaşırız. Bu noktada çocuk-model, kırılgan ancak güçlü bir beden duruşu ile yer alır. Seyirciyi arketipel sahne deki arketipel model üzerinden bağlar.

   İnsanların bizden talep ettikleri şeyi bir sanatçı olarak karşılamamız son derece zordur.  Hiç kimseyi mutlu etmek, hiç kimseye kendimizi beğendirmek gibi bir şansımız yoktur. Yapılması gereken şey, bizim kendi kavramsal, kuramsal arka planımıza, düşünce dünyamızda ve sanat hayatımıza olabildiği kadar sadık olup, onu karşı tarafa kabul ettirmek, onu inandırmaktır.

 

   İnsanlar yaşadıklarını (acıları, travmaları, düşünceleri, mutlulukları)  son derece pornografik şekilde göstermek isterler. Ama bizler birer sanatçı olarak biliyoruz ki, sanat yapmak / üretmek demek yaşanan olaya, deneyime mesafeli olmak demektir. Yani pornografik imgeyi, sanatsal imgenin öteki kutbuna yerleştirmek mümkündür.

 

   Lacan; Aslında insanlar perdenin arkasındaki şeyi görmeye çalışırken perdeye kanarlar. İnsanları perdelerle kandırırız. İnsanlar perdeleri sever, perdeleri görmek isterler.

   Perdeyi kaldırıp arkasındakini olduğu gibi görme çabası pornografidir. İnsan perdenin arkasındakini arzular.

Arzu; sürekli peşinden koştuğun aslında hiçbir zaman ulaşamayacağın şeydir. Çünkü arzunun nesnesi kayıptır. Perdenin arkasında saklanır.

Sanat eseri de aslında bir çeşit perdedir. Ulaşamadığımız gerçeğe, gerçekliğe karşı tutarlı olan bir fantezi perdesi öreriz. Bu perde; kurulmuş olan kimliğimizin eksikliğini yokmuş gibi yaşamamızı sağlar.

Fantezi perdesinin eksik olması / yırtık olması kendi tutarlılığımızı koruyamamamız, anlam yükleyememek. Perdenin kalınlaşması,  narsist olmak.  Histerik olmak ve narsist olmak arasında çok bir fark yoktur. Gerçek ile yanılsama arasında da bir fark yoktur. Gerçeğin kendisi fantezi ile birlikte oluşur ve onun tarafından kurgulanır.

 

  Gerçek kimliğimiz sık sık giydiğimiz maskelerin arkasına  gizlenir. Bu maskeler sosyal kimlikleri barındırır.

 

   Maske  gerek kişilik gerekse de psikolojik açıdan bireye etki eden bir aksesuardır. Önce kendi kişiliğimize uygun maskeler bulup takınır, daha sonra da takındığımız maskenin adeta bir kölesi oluruz. Bu süreç maskenin kişilik üzerindeki etkisi ile orantılı bir yol izler.

Maskeler kendi içselliğimizin önüne çektiğimiz birer perdedir. Çünkü maskeyi takan,  karşısındakilere kendisini değil,  kendisinde olmasını istediğini gösterme amacındadır. Bu bağlamda görülen ise kendisi değil takındığı perdedir. Karşısındakiler de aslında hep bu perdeye bakmaktadırlar. Zamanla bu bağımlılık ve ideal olanı gösterme  isteği / tutkusu zamanla perdeyi kişiliğin parçası haline getirir. Artık söz konusu olan perde kişinin kendisi olur.

 

‘ bana aldanmayın!

 yüzüm bir maskedir,

 sizi aldatmasın.

 binlerce maskem var,

 çıkarmaya korktuğum,

 ve,

 hiçbiri ben değilim…

 olmadığımı göstermek,

 ikinci doğam oldu. ‘

 

Charles Carroll Finn

 İnsanlar maskeleri gözlemleyip neyi temsil ettiklerini anlayarak kendilerine uygun birer maske seçerler. Hepimiz neredeyse her gün aynaya bakarız.  Ama sadece bazılarımız takınılan maskelerin farkına varır. Ne olursa olsun ya bu maskelerle doğarız ya da bu maskeleri sonradan ediniriz.

  Maskeler kişiyi korur ve diğerleri ile olan etkileşimine olanak sağlar, yardımcı olur, kolaylaştırır. Farklı durumlara ayak uydurmak için o duruma uygun maskeler takınırız. Bazı zamanlarda ise farklı kimliklere  bürünmek isteyen kişilerce verilir.
 

   Çok farklı durumlar, hatta bazen en normal olduğunu düşündüğümüz zamanlarda da kullanırız. Mutluluk, sevgi ve saygıyı göstermek için; ya da endişe ve korkularımızı saklamak için maskelerin ardına gizlenmeyi tercih ederiz. Aynı anda birbirinden farklı maskeleri kullandığımızda olur. Biri çıktığında arkasında gerçek kimliği değil başka bir maskeyi buluruz.

   Herkes kim olduğunu ve dünyada nerede olduğunu gösteren bir kimlik sahibi olmak ister ya da ona ihtiyaç duyar. Bu her zaman kolay değildir ve bazen bunu farklı /  zorlu yollarla elde ederiz. Ayrıca gerçekte kim olduğumuzu ya da kimi temsil etmek istediğimizi başkalarına göstermek, anlatmak gerçekten zor bir süreçtir.

   Jung; maske, egonun gerçek niteliğini toplumdan saklamak amacıyla yarattığı kamusal çehredir. Daha basit söyleyecek olursak, başka insanlarla ilişki kurmak için taktığımız maske personadır. Bir takım tehlikelerden sakınabilmek, bir takım şeyleri elde edebilmek için toplumun bizden istediği kişiliğe bürünüyoruz. Persona, dünya ile ilişkilerimizi sağlamladığımız bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor ve ilişkilerimizi basitleştirip, onları daha hoş kılar.

    Bu maskeyi bilinçli ya da bilinçdışı takınabiliriz.

  Başkalarını etkilemek, gerçek doğamız olduğunu düşündüğümüz yönümüzü gizlemek istediğimizde bu maskeyi takarız. Maskenin biçimi, anne babaların, öğretmenlerin, akranların beklentilerine ve koşullamasına bağlıdır. Persona, savunmasız egoya bir ölçüde koruma sağlar. Bir kültüre uyum sağlayabilmek, bir işi yapabilmek için personaya ihtiyaç duyarız.

  Sorun, kişi persona ile bütünüyle özdeşleştiğinde ortaya çıkar. Bu durumda insan, maskeyi indirmekten korkar olur. Böyle bir kişilik nevroz geliştirmeye yatkın hale gelir, hayatın daha geniş yönlerini görememe söz konusu olur.

   İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştığı benzer olayları bir süre sonra belli davranış kalıplarına oturtmuş ve bu kalıpları kuşaklar boyunca aktarmaya başlamıştır. Bunlar arketiplerdir.

   Bebeklik dönemi en doğal, rol yapılmayan dönemdir. Çocuk büyüdükçe çevresinin beklentilerini fark etmeye, buna göre davranmaya başlar. Bunun hangi boyutlarda ilerleyeceği, gerçek kimliğinden ne kadar kaybettiği önemlidir.

Pesonamızın kişisel olduğunu sanırız ama ortaktır, bu anlamıyla arketiptir: çocukları için çırpınan anne, karşılıksız veren ana arketipini yaşamaktadır.

  Çevremizin istediği rolü oynarken, rolümüze uymayan isteklerimizi kendimize ve başkalarına göstermeyiz. Bastırdığımız bu isteklerin durduğu alana Jung gölge adını verir. Gölgede, personanın reddettiği istekler bulunur, yani personanın tam karşıtıdır. Persona ile bilinçaltı eşzamanlı oluşurlar. Gölge, rüyalarda hoşa gitmeyen niteliklere sahip birisi olarak ortaya çıkar. Gölge, kendi hakkımızda bilmek istemediğimiz her şeydir. Toplum ne kadar dar ve kısıtlayıcı olursa, gölgemiz o kadar geniş olacaktır. Gölge doğal, içgüdüsel insandır. Gölge, kendi başarısızlıklarımız ve zayıflıklarımız söz konusu olduğu sürece kişiseldir ancak tüm insanlarda var olan ortak bir yön olduğundan kolektif bir olgudur da.

   Gölgenin kolektif yönü şeytan, cadı ve benzerleriyle dile getirilir. Kişi bu karanlık yönüyle bir arada yaşamanın bir yolunu bulmak zorundadır. Zihinsel ve bedensel sağlığı buna bağlıdır.

  Herkeste dört yeti (düşünme, duygulanma, algılama ve sezme) bulunur. Ama insanlar, hep en güçlü oldukları yetiyi kullanırlar ve diğerlerini gölgeye iterler. Biri persona, diğerleri gölgemizdir. Düşünen, duygusal, algılayan ve sezgisel kişiler birer arketipi gerçekleştirmektedirler.

bottom of page